17 Ağustos Depreminden Büyük İstanbul Depremine

İstanbul Coğrafyasında; sorunlu kentsel alanlardaki imar ihmalleri, sosyo-ekonomik gerçeklikler yasa dışı ağırlıklı olagelmiştir. İmar affı uygulamalarında karar alma mekanizmaları siyasi tercihler popülist çerçevede kaldığı görülmektedir. Oy deposuna dönüşen ve genelde tekrarlanan benzer gelişmeler nedeniyle imar pratiği ile yaşanan sürecin tüm taraflarca benimsendiği değerlendirilmektedir.

1999 yılında yaşanan Marmara Depremleri sonrasında, imar uygulamaları ile birlikte teknik sosyal ekonomik ve çevresel sorunlara ilgi ve duyarlılıkların geliştirilmesi ağırlık kazanmaktadır. Nitekim son yıllarda artan çevresel sorunlar, doğal ve kentsel risklerle birlikte daha da karmaşık hal aldığı görülmektedir. Beklenen İstanbul deprem gerçeği, toplumda öne çıkardığı çaresizlik duygusu, sosyal devletin ve belediyelerin sosyal koruma politikaları, Sosyal Riski Paylaşma “SRP” olgusu, toplumsal hayat için önemli olduğu kabul edilmektedir. Sosyal korumanın uygulanmadığı sosyal grupların, toplum hayatından tecrit edilmeleri, çaresizliğe ve artan sefalete itilmeleri söz konusu olmaktadır. Yalnızlığa itilen risk gruplarının içinde yaşadıkları topluma ve çevreye daha da yabancılaşmaları beklenmektedir. Yenileme alanlarının içinde yer aldığı tarihi dokuda, bu durum tarihî ve kültürel mirasa karşı ilgilerin kaybedilmesiyle net bir şekilde gözlemlenmektedir. Bu durumdaki risk guruplarının her türlü teknik ve çevre sorunlarını manasız görme, hafife alma ya da reddetmelerinden bahsedilebilmektedir. Oysa, İstanbul’un beklenen deprem gerçeği karşısında, çalışmaların risk azaltmaya konu olabilmesi için, Risk Yönetimi’nin (RY) alanda yaşayanlardan oluşan hedef kitlesi ile uzlaşı içinde duyarlılık kapasitesini arttırarak bütünleşmesi gerekmektedir. Gözlemlenen aksine gelişmelerde, sosyal yabancılaşma, psikolojik yönden çözülmeler, ayrışmalar, zıtlıklar, çatışmalar söz konusu olabilmektedir.

“SRP” ile güvenli, yaşanabilir yerleşimlere geçişte Bireysel-Toplumsal-Kurumsal Duyarlılıklar(BTKD) arttıkça yeni olanaklar geliştirilmektedir. Böylece afet öncesi risk azaltma, zarar azaltıcı önlemleri geliştirme, kriz öncesi risk yönetiminin eylemlerini çeşitli alanlara uyarlama, söz konusu olabilmektedir. İDMP sonrasında farklı çevrelerde deneyimlenen ancak benzerlik görünen çalışmalar bulunmaktadır. Bu çalışmaların ortaya çıkardığı bulgu ve tespitler sistematize edildiğinde, çeşitli disiplinler için de yeniden kullanılabilmektedir. Nitekim İstanbul Metropoliteni için deprem önlemleri alabilme, hazırlıklı olabilme, risk ve zarar azaltma yönüyle binalara uyarlanacak mühendislik yöntemlerinin geliştirilmesiyle daha hızlı çözümlemelere fırsat sağlanabilmektedir. Bu çerçevede elde edilen uygulamaya konu olabilecek depremle ilgili sayısal bulgular, planlamada kullanım pratikliği göstererek görselleştirilebilmektedir. Algı ve etkileme gücü yüksek bulgulardan bir kısmı, binaların olası depremde dayanım gücünü anlatan deprem performansları ve kullanabilirlikleriyle Depreme Duyarlı Planlama Bileşenleri((DDPB)dir. DDPB’ler kullanılarak “RYP”nın Deprem Acil Eylem Planları(DAEP)’nda uygulamaya dair öncelikler ortaya konulabilmektedir. Olası deprem zararlarının azaltılmasında, planlama kademelenmesi risk duyarlılığı içinde (GEP-AEP- 4PB)‘nin kullanımıyla Planlamada Risk Yönetimi(PRY) kriz öncesi, anı ve sonrasını çözümlemek sorumluluğu olduğu düşünülmektedir.

Bir doğa olayı olan depremlerin kentsel alanlarda felakete dönüşmesinde, gerekli duyarlılıkların afet öncesi gösterilmemesine işaret edilmektedir. Bu ise kusurluluk halinin bireyden topluma yerelden merkeze çeşitli kesimlere yaygınlaştığı şeklinde deneyimlenmektedir. 1999 yılı sonrasında “RY”de etkin rol alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi(İBB)’ ne yol haritası olarak İstanbul Teknik Üniversitesi, Boğaziçi Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi kurumsal sorumluluk ve sahipliğinde pek çok konuyu netleştiren İstanbul Deprem Mastır Planı “İDMP” gerçekleştirilmiştir. Bu planda tüm duyarlılıklara, hazırlıklara dair topluma ve bireylere, kurum ve kuruluşlara, yasama ve yürütmeye, doğrudan uygulamaya yönelik etkin mesajlar verilmektedir. Geliştirilmekte olan yeni yasal düzenlemeler ile Deprem Risk ve Afet Yönetimi, Risk Azaltma konuları, BTKD ile bilinçlenme ve yapabilirlik düzeyi giderek arttırılmaktadır. Ancak ne var ki kaçak ve çarpık yapılaşma, ihmaller, duyarsızlıklar ürünü kentsel alanlar, doğal risklere açık can ve mal kayıpları sürekli deneyimlenmektedir.

Deprem tehlikesine kurumsal duyarlılık gösterilmesinde ilk deneyimlenen İstanbul Metropoliten Alan Çalışması “İMAÇ 1995” dır. Bu çalışma riskli alanlara kentsel ve alt yapı risklerine çözümlemeler için İBB Zemin ve Deprem Müdürlüğünün kurulması gibi kurumsal yapılar kazandırılmıştır. Sonrasında on yıl boyunca bu süreç devam etmiş önce Yerleşmeler Müdürlüğü devamında Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü, İstanbul Şehircilik Atölyesi(İŞAT), İstanbul Metropolitan Planlama(İMP) kurulmuş bunlar eliyle çok yönlü hazırlık çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Kentleşme Şûrası Afetlere Hazırlık ve Kentsel Risk Yönetimi Nisan 2009 Raporunda ise; “en büyük riskleri barındıran İstanbul’da çeşitli projeler yürütülmekte ise de, on yıldır kentsel risklerin akılcı yöntemlerle azaltılması için kapsamlı bir ‘sakınım planı’= risk azaltma stratejik planı’ ve tümüyle azaltılamayan risklerin afet sonrası yönetimi için de kapsamlı “acil durum planları’ uygulamaya sokulamamıştır” denilmektedir.

Deprem tehdidi altındaki binalarıyla kentsel mekanlar taşıdıkları risklerden arındırılırken içerisinde yaşayanları dışlamadan sosyal duyarlılıkları dikkate alan dönüşüm gerçekçi bulunmaktadır. Bu çerçevede 17-19 Mart 1992 tarihinde Avrupa Konseyi’nin kabul ettiği “Avrupa Kentsel Şartı Kentli hakları için belirleyici bir başlangıç olarak alınabileceği”(TEKELLİ 2001) belirtilmektedir. Binaların oluşturduğu yapı gurupları esasen (en az) bir kere “kalp krizini geçirmiş olmaları” (ERYILDIZ, IRKLI 2005) nitelemesi ile riskin boyutu gösterilmekte büyük probleme işaret edilmektedir. Bu çalışmada ise tam bir enfaktüs hali olan afet koşullarını ve kriz ortamını önceden ortaya koymaları ve zarar azaltılmasında kullanılmaları yönüyle (4PB) irdelenmektedir. Kriz oluşmadan Afet Öncesi Kriz Yönetimi “AÖKY” duyarlılığında Planlamada Risk Yönetimini ve öncelikleri ortaya koyabilen; Deprem Riskli Yapılar(DRY), Tahliye – Stratejik Erişim Koridorları (TSEK), Toplanma Alanları – Kentsel Açık Alanlar (TAKB), Depreme Duyarlı “DD” Acil eylem Planları “DAEP=ACEP” boyutu ile irdelenebilmektedir. Aynı şekilde Yeniden Yapılanmayı(YY) Afet sonrasına dair öngörüleri sürdürülebilirliği gözeten; Gelişim Eylem Planı“GEP”, Mahalle Yenileme Planı“MAYEP”, Deprem Önlemli Yenileme Zonu (DÖYZ), Özel Proje Geliştirme Alanı(ÖPGA) ve gelişim şemaları (4PB) ye işaret edilmektedir.

Büyük kalabalıkların yaşadığı sorunlu binalar topluluğunda insanların can ve mal emniyetine dair duyarlılıklar ve uyarılar artmaktadır. “Günümüz kentleri özellikle de İstanbul , doğal ya da insan hatası kentsel risklerin deprem tehdidi altındadır.” (ALTAN O., KEMPER G., 2008) Doğrudan sorumlu olanlar veya sorumsuz ancak duyarlı tüm çevrelerde kentsel risklerin bertaraf edilmesi için yenilenmenin fırsatı olarak kapsamlı hazırlıkların gerekli olduğu kabul edilmektedir. Nitekim; kentsel dokular riskler açısından ele alınarak bir çok unsur analiz edildiğinde, bunların sonuçları kolayca değerlendirilebilmektedir. Özellikle Marmara Depremi sonrası gerçekleştirilen Türkiye Cumhuriyeti İstanbul İli Sismik Mikro- Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması İstanbul için gerçek bir Check-Up olmuştur. Bu Rapor 1995 Kobe depremi, 1999 Kocaeli Depreminden alınan dersleri, uygulayıcı kurumlara kadar irdelemekte ve çıkarımlar sunmaktadır.(JICA, 2002) Devamında gerçekleştirilen “İDMP” ve onun Deprem Odaklı Yerel Eylem Planları “DOYEP” ile felaket hasarlı olabilecek bir kısım yerleşimler mahalle bazında ortaya konulmaktadır. Bunlardan kamuoyu ile ilk ve etkin paylaşılan çalışmalardan biri de İstanbul Valiliği, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İnşaat Mühendisleri Odası Uluslar arası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu katılımıyla düzenlenen “Depremde Güvenli Binalar Semineri”(SEMİNER 2003) ile yapılan aciliyet vurgusudur. Benzer uyarılar zamanla arttırılarak her düzeyde katkı ve eleştiriler yaygınlaştırılmakta öneriler geliştirilmekte, pek çok birimce farklı çözümlemelere ağırlık verilse de tam bir eylem planlamasına dönüştürülememektedir. Uygulama kabiliyeti olduğu düşünülenler ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi “İBB” birimleri ile deneyimlenen alan çalışmalarıdır.

Bunlara göre; olası yıkıcı depremin mevcut kentsel sorunlarla birleşerek tehdide dönüşme özelliği göstermesi üzerine, konunun Planlamada Risk Yönetimi çerçevesinde ele alınarak Deprem Acil Eylem Planları (DAEP) derhal başlatılmak suretiyle öngörülebilir ve sürdürülebilir iyileşme ve gelişiminin tanımlanabileceğidir. Bütüncül planlamanın depreme duyarlı strateji ve eylem planları desteğinde, deprem riski azaltılmış güvenli kentsel mekanda yaşayan nüfus ve iyileştirilmiş kentsel standartlar, sağlanması beklenmektedir. Yükseltilen yaşam kalitesi hedefinde; sürdürülebilir uygulamalar için Risk Azaltma amaçlı Acil Eylem Planları (GEP-AEP-4PB) ları ancak PRY ile öne çıkarılmaktadır.

Lütfi ALTUN / 2012

17 Ağustos Depreminden Büyük İstanbul Depremine” için bir yorum

Bir Cevap Yazın